KASIMPAŞALI ALOCU!

Bunu paylaş
Share
Anıl Yurdakul

Anıl Yurdakul

Bunu paylaş
Share

— AS GOOD AS THE NEXT PICTURE I TAKE —

YurdakulKimdir?

graduated with a degree in Visual Communication Design from Kocaeli University.

Kocaeli Üniversitesi Görsel İletişim Tasarım bölümünü dereceyle bitirdi.

Lise yıllarında birçok yerel gazete ve dergide çalıştı. 

2015 yılında BirGün gazetesinde profesyonel çalışma hayatına geçti.

 
İlk kısa filmi “Yabancılara yer yok!” 2017 yılında Kiev International Film Festival ve New York’ta düzenlenen A Rebel Minded Festival’inde final aşamasında yarışmaya hak kazandı.
http://www.anilyurdakul.com
 

Home

 

24

      ekim 2018

Kolay para kazanmak ister misiniz? Üstelik genelkurmaydan başbakana istediğiniz kişiden istediğiniz miktarı alabilmenizin yolu bir telefon kadar yakın.Telefon ile yapılan bu işe ALOCULUK deniyor fakat bu mesleğin bir raconu vardı.Selçuk Parsadan’ın arkadaşı olan, aynı zamanda akrabam olan bir başka ALOCU’nun biyografisini sunuyorum. 

 

Askerden gelmiştim ben...

  • Bak benim dedem Hacıhüsrev’e Osmanlı askeri olarak gelmiştir.

*bu harika müziği kısmak veya kapatmak için görsele tıklayınız*

Askerden gelmiştim ben, Murat Yavuz Sineması vardı. şimdi orada bizim bir arkadaşımızı dövüyorlar. Kim dövüyor, Aynalı Çeşme’den kalabalık bir grup. Kasımpaşa’dan biz bir gittik, elli kişi. Elimizde kokoreç şişleri, bıçaklar, bulduğumuzu doğrayacağız orada şimdi anladın mı.

 Bizi gören vın ama tuttuğumuzu da yedik orada. Bizim arkadaşımızı dövdün diye anladın mı! Kasımpaşa böyleydi, bizdik. O devirler 70’li yıllar, ondan önce ben askere gitmeden dönem var; evden kaçarız ederiz, hadi babamız peşimize takılır, anladın mı. Kulaksız Mezarlığı’nın içinde şarap içerdik, büyüklerimiz görmesin diye anladın mı. (Gülüyoruz)

 

-Ben Asmalımescit’e takılıyordum, 75-76 yılları, Asmalımescit’in de Asmalımescit olduğu dönemler. Her yer randevu evleri, içkili lokantalar falan filan bugünkü gibi giremezsin anladın mı. 

Bir gün baktım, bir kız restoranda oturuyor, ağlıyor. Tabii bizi de herkes tanıdığı için tıraş edemiyor randevu evi sahipleri falan. Gönül Sokağı’nda Antepli Ahmet vardı, Sakarya Oteli’nin sahibi vardı, randevu eviydi. Kısa bir karı vardı yanında oturuyor, Bandono diyorlardı, kızı İzmir Genelevi’ne göndereceklermiş haberimiz yok tabii. 

Kıza sordum “N’oldu, niye ağlıyorsun?” dedim. “Abi,” dedi işte “Nişanlımla geldim, otelde kaldım. Sabah kalktım kimse yok.” Kızı oraya satmış yani, o zamanın parası 15 bin liraya satmış. Kıza dedim kalk gel benlen, baktım o pezevenk karı beni engellemek istedi. Su şişeleri vardı cam, ben şişeyi kaptığım gibi karının kafasına bir tane! Karı düştü yere, kızı aldım ben, rahmetli bir abimiz vardı Tatar Fevzi diye onun arabasına, 64 şavrolesine koydum kızı uçurdum anladın mı. 

Feriköy’deymiş kız, doğru Feriköy’e evine. Ailesiylen konuştum ettim neyse, pezevenk karıyı da hastaneye götürmüşler, kafaya vurunca geberdi zannettim. 

 

 

Görsel: Sülün Osman
Görsel: Sülün Osman

Tabii beni polise şikâyet ediyorlar o zaman da Fevzi Bey vardı Beyoğlu Emniyet Amiri, soyadını unuttum anladın mı. Neyse, lazdı ama adaletli bir amirdi. Bizi aldılar, şikâyetçi dediler, ben de “Abi satmışlar, ben de aldım kızı ailesine götürdüm,” dedim. 

 

Ben pezevenklere kafayı takmıştım, anamı bacımı kızımı çok sevdiğim için.

Tabii kızın ailesi geldi doğruluğu ispatlamak için. Tabii bana kafaya taktı pezevenkler, ben de belime silahı koyarım Gönül Sokağı’na bir dalarım, üç tane pezevenk oturuyor orada anladın mı. Bana tezgâh hazırlayacaklar yani anladın mı. 

Ben bunlara ana avrat küfrederim, bir tanesi Beşiktaşlı pezevenk Topal Naci, bir tanesi Tarlabaşı’ndan ismini unuttum pezevengin, gebermiştir. Bir tanesi de Antepli Ahmet, otelin sahibi. Ben çat çat çat; üçünün de bacaklarından! Ayaklarından yani, biri topaldı diğerleri de topal olsun. (Gülüyoruz) 

Ben emanetlen vın! Sonra geldiler beni cinayet masasından Naci Beyler aldı. Silahı istiyor tabii, Şirinevler’de de ateş etmiştik orada da pezevengin ayağını vurmuştuk. Ben de inkâr ettim zaten, silahı kaybettim tabii anladın mı. Bir hafta kaldık Sirkeci Emniyet Müdürlüğü’nde tabii, Naci Beyler de adaletli adam ben de anladım .“Abi adamlar taktı bana, ben kızlarını uçurdum ettim!” 

Tabii fazla üstümüze gelmediler, bir iki falaka silah çıkar hesabına biz de ötmedik. Ondan sonra bıraktılar anladın mı, sonra Asmalımescit’e geldim mi pezevenkler korkardı.  Ben pezevenklere kafayı takmıştım, anamı bacımı kızımı çok sevdiğim için. E bu heriflerin işi de karı kız olduğu için. Devlete de bu yüzden kızarım, pezevenklere niye bu kadar yol verdiniz. Nedir ulan bu, memlekette kerhane varsa sigortalı yapın devletin himayesinde çalışsınlar anladın mı. Biz yoksa devlete saygılıydık, bir olay oldu mu biz giderdik karakola.

 

 

Kardeşin, Rahmetli Sedat Nasıl Öldürüldü?

Onu vurdular, sırtından vurdular. Şimdi onun yazıları vardı, dik yazıları hükümet hakkında:

Bir şişe su aldı başını gidiyor yolsuzluk. Bir kilo gidiyor aldı başını sorumsuzluk. Hükümet hükümet geçmedi, başa geçenler de vurdu dışa, artık geliyor okula başa. Sizler okudunuz yükseldiniz, okumayanı cahil dediniz, okuyanı da anarşi ettiniz bölmeyin n’olur bölmeyin…” Böyle şiirleri vardı anladın mı.

Sedat birini dövüyor, dövdüğü de Kasımpaşa’da geliyor ayakta dururken sırtından bıçaklıyor ki o yaralı halde karakola kadar kovalıyor çocuğu. Biz hastaneye gittik falan, ben karakolunun içinde öldürecektim çocuğu. Direkt müdürlüğe uçurdular çocuğu, cezaevine gönderdiler. Ali Rızalar vardı cezaevinde ayıklattıracaktık onu falan ama olmadı anladın mı, sonra oda eroinci oldu. Ben de evlenince anam da sütümü helal etmem dedi yoksa ben onun anasını babasını da öldürecektim, Yeniçeşme’de yok mu senin Yüzbaşı rahmetli Ali Dayın!

Evet.

-Ali Dayı’nın evinin karşısında oturuyordu. Ben hatta öldürmeye gittim anasını babasını uçurmuşlar, kimse yoktu, eve girdim. Sonra sonra anamın lafları, bir de rahmetlinin yazısı vardı “İntikam almakla ne değişir kanuna bırakın,” gibi yazısı vardı. Tabii onu okuyordum falan, dedik bu ibneleri öldürsek elimize ne geçecek korkusuyla hapis yattı zaten. Benim Sağmalcılar’a (Bugünkü adı Bayrampaşa Cezaevi) düştüğümü öğrenince müdüriyete çıkmış beni öldürecekler falan diye hani korkuyla yatmış.

Sağmalcılar’da mı yattın? 

 -Ufak bir dalgadan girdiydim anladın mı. O da bin pişmanlık, hatimler indirmiş, onu öldürecez hesabına. Ama ayrı yerlere koydular, birbirimizi görmemiz mümkün değil. Ben onu ziyaretlerde de yokladım, hani çıkar koridora da indireyim ibneyi şişle falan. İçeri girmem de ateş etmiştim Çakıl Gazinosu’nda, anladın mı, ondan yani. 

 
Sabahattin’in sağ kolunda Hz.Ali’nin kılıcı olan Zülfikar’ın dövmesi bulunuyor.
Dövmeyi iğneylen askerde yaptırdım, Sarıkamış’ta 71 senesinde. 3 tane kibrit çöpünün içine ucu deriye girecek kadar iğneyle sıkıca sarıyorsun, sabit kalemlen çiziyorsun. İğneyi alıyor mürekkebe batıra batıra sokuyor kan geliyor. Bu şeklin aynısından kabuğu çıkıyor. 
 
 Teyzemler de bizi dinliyor. Sabahattin’in omzundaki kalp dövmesini hatırlatıyorlar. Kime aşıktın sorusunu hatırlamıyor ama “Bir tane kızı teyzem kovmuştu,” diyor. Kimdi falandı derken Sabahattin, bizi dinleyen 90 yaşına yakın teyzeme dönüyor.

 -Hatırladım. Teyze, senin kovduğun kimdi biliyor musun! Neşet Ertaş’ın baldızıydı o! Serengil, Ankara Çinçin’in kızıydı!

-Sen de hep işin Romanlarla.
 
 -Teyze renkli hayatı seviyorum, sırf mavi sevmem biraz turuncu olacak, sarı olacak. Tek tip sevmem.
 

-Spor Yazarları Derneği’ni kurduk, ajans kurduk, Kuvayı Milliye Dergisi’ni kurduk, İstanbul Sanayici Dergisi çıkardık, orada istihbarat müdürüydüm anladın mı. Beyoğlu İş Merkezi’nde bürolarımız vardı. Geceler düzenledik. Reklam vermezsen ikinci dergi çıkmaz, bin satıp yüz bin satıyor deyip devleti kazıklamadık. 

Ünlü dolandırıcılardan, Victor Lustig

ALOCULUK konusuna gelelim.

Çünkü devlet malı millet malı, anladın mı anam. Bizim Kasımpaşa çocuğu olarak alnımız ak. Vurduğumuz, dikildiğimiz insanlar da pezevenklerdi.

-Telefonlan açarlardı, bir yemek düzenlenecek atıyorum sosyal sigortalar dergisi çıkardın. Sosyal sigortalar diye para alamıyordun. Arardın iş adamlarını, sigortadan emekli olmuş müfettişin adını kullanıyordun, tabii emekli memekli demiyorsun. “Ben müfettiş bilmem ne, emekli olan arkadaşlarımız için yemek düzenliyoruz, emrivaki olmamak için aradık. Yardım göndermek istiyoruz,” diyorsun, adam da sigortacı diyor ya işini görecek, gönder diyor. Polis adını kullanarak dergi çıkartılmış, basında karşılığı olan dergidir, hayali isim kullanılmamıştır anladın mı. 

Mesela Küçük Ahmet vardı, Ahmet Özacar. On yedi sene Beşiktaş’ın formasını giymiş, yüzlerce kez milli forma giymiş insan. Bu ‘71 senesinde jübilesini yapıyor, futbolda para yok tabii. Bir gün bakıyorum kitap çıkarmış, “Büyük Beşiktaş’ta 17 Yıl” diye kitap yazmış.

Çocukların zihnini geliştirmek için de yapboz dükkanı açmış, gittik bulduk. Tanıştım, sen misin benim anam, kısa boyluydu rahmetli. 10 liraya satamıyor, 500 tane var ama.  Ben bunları 15 liraya alacam hepsini dedim, adam şaşırdı. 10 liraya satamıyor, ben 15 liraya alacam tanesini. Alırım dedim ama notere gidecez. Benim adıma muvafakatname vereceksin dedim, benim adıma para alabilir verebilir satabilir diye, yarın öbürsü gün tekrar bastırabiliriz dedim. Gittik notere, aldık hepsini geldim notere.

 

İş adamına nasıl satacaksın, açıyorsun telefonu yeminli muhasebe müdürü; “Alo, Vehbi Bey’le görüşcem, ben Ahmet Özacar.” “Karıştırıyor muyum, Küçük Ahmet mi?” dedi. Karıştırmıyorsun, o benim deyince “Aa!” dedi, herifin kanı siyah beyaz akıyormuş. 

Arabası, evi, bürosu anladın mı. Hoş sohbetten sonra “Biliyorsun, bizim Selim Soydan’lan jübilemiz oldu, yağmurlu güne denk geldi, istediğimizi bulamadık. Biliyorsunuz, biz çamurun içinde koşturduk, on yedi yıl siyah beyaz formayı giydim, yüzlerce kez şerefle milli formayı giydim. Beşiktaş’la girdim, Beşiktaş’la bay bay dedik kendimizi satmadık. Büyük Beşiktaş’ta bunu kitaba çevirdim, takdir edersiniz ki kitabı çıkardık dedim, bunlara bir fiyat koymadık.

 Adam dedi ki “Abi ne demek ya, gönder sen bana kitabı, 10 milyon lira hazır,” dedi. Bana 10 tane de arkadaşının ismini verdi, onlar da aynı şekilde 100 bin lira veren var, 50 bin lira versen hazır o biçim. 

Bir ay geçmedi, 500 tane kitap bitti. Yani herkes güzel paralar kazandı. Aynı şekilde milli güreşçimiz Fevzi Şeker’e yaptık. Turgut Özatay’a albüm yaptık, sinemacılar yıldızı şeklinde, ama Turgut abiylen Antalya’ya gittik, Turgut abiyi gördüler mesela. Biz sanatçıya albüm yaptık desek kimse para vermez.

 
 
 

Ünlü dolandırıcılardan eski NASDAQ başkanı Bernard Madoff.

Bu işler bizim muhitimizdeydi.

Elinde Hababam Sınıfı albümü var, Aloculuk yaptığı dönemden kalma albüm. Göstererek “Kaç para eder bu?” diye soruyor.

 

5 lira eder abi.

– 100 bin lira veren var, 1 milyon veren var.

Parayı almaya gidenler yakalansa peki?

-Yakalansa ne olacak? Bizim yazıhane elli defa basıldı basın masası tarafından. Faturaları kesmişiz, vergi levhası var, basın tarafından derginin karşılığı var. Bunda bir sahtekarlık yok ki. Birinin adına konuşmuşum, mesela Küçük Ahmet adına konuşmuşum ama Küçük Ahmet’in verdiği muvafakatname var, benim adıma konuşabilirsiniz diye. Bir nevi pazarlamacılık. Senden bunu maliye diye alanlar maliyeden işimizi görürüz diye alıyorlar, yarın bir gün işimiz düşer diye. Ama bu dergi diyorduk. 

Selçuk Parsadan’ı da tanıyorsun değil mi?

 

Ben arabamı Selçuk’un babasına sattım, Sabahattin Parsadan’a. Selçuk bizim arkadaşımızdı, Çiller’den parayı nasıl aldıklarını en iyi bilen de bizdik. 

 

Aloculuğa nasıl başladın?

-Bu işler bizim muhitimizdeydi. Rahmetli İbrahim Mulaf vardı, sigorta dergisi çıkartıyordu. Onun yanında alocu olarak başladım. Bu işleri de 15 sene oldu bıraktım. Çiller’in 5 Nisan kararları anasını etti, iş adamları kahroldu, o an herkes bıraktı. İş adamlarından bu “alocu” işine uyanan da vardı. Bakıyor bu adam bu işten yolunu buluyor, kıyak geçiyor. Ama ben satıyorum, alır mısın yardım eder misin dersen para vermez orada birinin adını kullanıyorsun. 

Var mı son sözün?

-BENİM SAĞLIĞIM PARASIZLIKTAN BOZULDU SAĞLIĞIM DÜZELSİN İSTİYORLARSA PARA GÖNDERSİNLER! CİGARAMI DA İÇİYORUM RAKIMI DA! 

Bir de kabadayılar hakkında şunu söyleyeyim, kabadayı adam tersoluktan anlayan kıyakçı adamdır. Son dönem kabadayıları pezevenkleri soyar kumarda paraları yerlerdi, öyle kabadayı olmaz. Bu yüzden kabadayılar bitti, Kasımpaşa bitti. 

Bu arada kapa ses kaydını da sansürlediğim yerler var onları anlatayım. Kapadın mı?

Kapattım abi…. 

NOT: BUGÜN ALOCULUK MESLEĞİ TAKTİK DEĞİŞTİRMİŞ OLARAK HALEN DEVAM EDER, MESLEĞİN DEVAMCISI OLAN KİŞİLER KONUŞMAYI KABUL ETMEMİŞTİR.

 

Write a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share