Kötü Kızlar Kulübü: Lydia, Wednesday, Nancy!

Bunu paylaş
Share
Semra Doll

Semra Doll

Yazar
Bunu paylaş
Share
DollKimdir?

SEHERBAZ, TRANSİNSAN, NEO CADI…

 

 

Doll?

Kendisine doll diyor çünkü oyuncak bebekler en iyi arkadaşı. Önce felsefe sonra reklamcılık sonra da Albert Camus okudu. DJ’lik, falcılık, fotoğrafçılık, dansçılık, palyaçoluk yaptı. Yazmayı, dünyayı gezmeyi, her şeyin fotoğrafını çekmeyi, bira içmeyi, korkunç şeyleri çok seviyor. Ve tüm bunları film izlemekten kalan vakitlerinde yapıyor. Doğasız ve hayalsiz yaşayamaz. En sevdiği ses, sessizlik…

 

03

                   ekim 2018

Ekim gelince; tüm karanlık boyut varlıkları, yeraltı sakinleri, cehennem zebanileri hep bir ağızdan tek bir bayramı fısıldar: Cadılar Bayramı’nı! Doğanın turuncu, ölümün siyah renkleri, yağmurun yarattığı hüzünle karışık depresyon, bal kabağı taburunun Jack’in önderliğinde ahenkle yürüyüşü ve ölülerin dünyasıyla aramızdaki ince perdenin daha da incelişidir Cadılar Bayramı.

Bizimle oturamazsınız!

Hepsi uğursuz bir şeylerin yaklaşmakta olduğunun habercisidir. Yaklaşıyordur yaklaşmakta olan, uğursuz ve bir o kadar da eğlenceli… 

*bu harika müziği kısmak veya kapatmak için görsele tıklayınız*

Cadılar Bayramı’nın bu nahoş tadını en çok kötü kızlar çıkarır. En kötüleri bile korkutan, en tehlikelilerin bile çekindiği, kimselerin yanlarına yanaşmak istemediği kızlar var ve onların kendi aralarında kurdukları özel bir kulüp. Cadılar Bayramı’nı terörize etmek için kurulan bu kulübün kuralları son derece katı, manifestosu son derece açık: Siz bizimle oturamazsınız! Şüphesiz ki bu bir fotoğraf ya da folklor kulübü kadar iç açıcı değil. Bu kulübün kapısı her zaman kilitli, üye alımı sonsuza dek kapalı.

 Sempatizanlar onları görebilmek için elbiselerini ters giyip geri geri yürürken, kara kedileri ve albino baykuşları yardıma çağırırken, şenlik ateşlerine kemik parçaları atmaktan medet umarken onlar soğuk ve sürtük surat ifadelerini koruyorlar. Diğerleri ise onlardan saklanmak için kostüm giyip maske takıyorlar. Bir de buna kutlama diyorlar! Ama nafile! Bu kızlar Cadılar Bayramı’nda ponpon kızların çığlıklarından ve her şeyden habersiz liselilerin zehir içtikleri partilerden keyif alıyorlar. Adak çemberlerinin ortasında, cübbeler giyip öküz başı taktıkları Druid halleriyle, nerd’leri kurban ederek… Çünkü azizlerden ve kapitalizmden çok önce Samhain vardı. Samhain paganlara adanmıştı. Bazıları Cadılar Bayramı’nda şeker yiyip şaka yaparken, bazıları da karanlık güçleri yardıma çağırıyor. Kötü Kızlar deliliğin sınırında, şeytanla dans edenlerden… Ölülerden bu kadar zevk alan başka bir kulüp daha var mı? 

 

31 Ekim gecesi ölüleri kandırmak yerine, sus pus olmuş onları izliyoruz. Evet, Cadılar Bayramı planımız tam olarak böyle. Hem unutmayalım; Kötü Kızlar Kulübü’nün ilk kuralı: Kötü Kızlar Kulübü hakkında konuşmamaktır. Yoksa dilinizi koparırlar! 

Kanlı punch’lar ve parmak kurabiyeler hazırsa, yarasalar ve mumlar da tamamsa, basalım oynat tuşuna! 

 

 

Siyah dantellerin ardına gizlenmiş dünyasında; dünyadan izole olmuş bir halde, düpedüz yalnız bir kız o. Kapanı andıran kahkülleri, solgun yüzüyle başka bir dünyaya ait olduğunu kanıtlıyor, kumlardan ve kurtçuklardan oluşan bir dünyaya. 

Lydia Deetz:
Ben, kendim, tuhaf ve alışılmadığım...

En büyük keyfi depresif intihar mektupları yazmak ve polaroid fotoğraf makinesiyle hayaletlerin fotoğraflarını çekmek. Her şey bu kadar havada ve “ayaksız” işte. Paranormal dünyayı normalliğe tercih ettiği için hayaletleri görebiliyor çünkü. Her ne kadar onları çarşaf sansa bile. İşte bu yüzden ilgisiz babası Charles ve ucubik heykeller yapan üvey annesi Delia’yla taşındıkları yeni evin önceki sahipleri Adam ve Barbara’yı da görebiliyor. Ne fayda ki onlar birer ölü! Evini ve sanatını ondan daha çok seven ebeveynlerinin yanında, onu normal gören bu ikisiyle olmak, hayatına biraz olsun renk getirmiyor mu sanki? Getiriyor! Birazcık ama…

 “Benim bütün hayatım karanlık oda, büyük bir karanlık oda.”
 Bu azıcık renkli hayat, renkli bir kişilik olan Beterböcek’in olaya dahil olmasıyla daha da saçma sapan bir hal alıyor. İnsan ilaçlama uzmanı hortlak Beterböcek, yaşayanların dünyasına dahil olmak için sadece 3 şeye ihtiyaç duyuyor: 3 kere Beterböcek denmesine. Lydia, kendisiyle evlenmek için karideslere şarkı söyleten bu çılgın adamla böyle tanışıyor işte…
 
90’ların gotik prensesi Winona Ryder’ın hayat verdiği Lydia Deetz, insanların dışladığı bir tuhaflıkta. Tim Burton hariç. Çünkü o gotik karakterleri, sürüngenleri, kurumuş bitkileri, kil kedileri ve çizgili takım giyen böcekleri seviyor. Bu sayede de ortaya “Beetlejuice” (1988) gibi tuhaf ve alışılmadık bir film çıkarabiliyor. Üstelik film, o garip makyajlarıyla Oscar bile alıyor. Beterböcek’in çürük yeşil saçları ve sarı dişlerini hatırlayalım! Ryder, Burton için şunları söylemiş: O, küçük bir çocuk gibi ama benim hayatımı çok etkiledi. Kariyerimi “Beetlejuice”a borçluyum. Ryder’ı “Stranger Things”in Joyce’luğuna taşıyan da yine Lydia. İstediği kadar aşk filmi çeksin, o bizim için ilelebet gotik kalacak…
 
Finalde Lydia ve “Scooby-Doo” takımı, Beterböcek’i geldiği cehenneme yollayarak, sonunda karanlık ruhların da eğlenebileceğini gösteriyor. “Harry Belafonte – Jump in the Line” eşliğinde, ceset ailesiyle birlikte ve dans ederek… Shake senora! 
 

 

Beetlejuice”un Lydia Deetz’i hakkında birkaç ilginç bilgi daha:

 * Bu rolü Winona Ryder kabul etmeseydi teklif götürülecek isimler şunlarmış:
 
Sarah Jessica Parker, Brooke Shields, Jennifer Connelly… İyi ki kabul etmiş. 
*Beterböcek”ten sonra, 94 bölümlük aynı isimli bir animasyon da yapıldı. Bu sefer Lydia ve Beterböcek’in bir ikili olarak Neitherworld’deki maceralarını izledik. Evet, onlar dost oldular. 
* Lydia; liseli kızların sarışın, ince ve normal olması gerektiği fikrini değiştirdi. Ondan sonra birçok kız onun tarzını benimsedi. Moda, insanın kendine… Boş verin gitsin! 
* Az kalsın filmin sonunda Lydia yanarak ölüp, ölüler diyarına gidecek ve sonsuza kadar mutlu olacakmış. Neyse ki Tim Burton’ı -gençlere kötü örnek olacağı için- bunu yapmaktan vazgeçirmişler. 
* Winona Ryder bu filmden sonra okulda zorba tiplerin tacizlerine maruz kalmış. Arkasından cadı diye bağırıyorlarmış. Bazıları asla değişmeyecek.
 

Soğuk ve tatminsiz yüz ifadesiyle asla havai ve hoppa olamayacak. Zehir içer daha iyi! İki yandan örgülü saçları, geleneksel Katolik okulu kıyafeti ve ender gülümseyişiyle bunun hakkını fazlasıyla veriyor. Wednesday Addams’ın hobileri arasında yaz kamplarından zevk almamak, mezarlıklarda evcilik oynamak, oyuncak bebeklerin kafalarını koparmak ve yemeğiyle oynamak var. O lütfen demez, hemen şimdi der. Ve her şeyden nefret eder. En başta da Disney prenseslerinden! Bu yüzden elektrik şoklarını ve karanlık yerleri seviyor işte. 

Bu yüzden Çarşambaları biz, sadece siyah giyeriz!

 

Wednesday Addams:
Bu benim kostümüm, ben katil ruhlu biriyim ve onlar herkes gibi görünürler!

“Biz kucaklaşmayız, biz utanmayız. Biz bulaşırız!”

 Wednesday Addams ismi Mother Goose’un bir şiirindeki dizelerden geliyor: Wednesday’in çocukluğu kederle doluydu… Wednesday “Friday” Addams aslında Charles Addams’ın illüstrasyonlarında yarattığı kurgusal bir karakter. (The New Yorker Cartoon, 1938) Daha sonra 1964 – 1966 yılları arasındaki TV dizisi “The Addams Family” başta olmak üzere birçok dizi, mini dizi ve animasyonda karşımıza çıktı. Ama biz onu “The Addams Family” (1991) ve “Addams Family Values” (1993) filmlerindeki psikopat haliyle tanıdık. Christina Ricci’nin bu rol için biçilmiş kaftan oluşuyla… Her ne kadar o, çocuk oyuncu olmanın sağlıklı bir şey olmadığını düşünse de. Ama bu rolü kabul ederken Winona Ryder’ın “Beetlejuice”daki performansından çok etkilenmesinin de payı büyük olmuş tabii. Ve Wednesday’in kitleleri peşinden sürükleyen buzdan kalbinin… İşte bu yüzden Ricci, kendini Addams ailesinin veliahtı olarak görüyor. Kocaman gözleri, bebek suratı ve tedirgin haliyle yıllardır en fantastik karakterlere can veriyor. Ya da alıyor… 
 

Bu emareleri gösteriyorsanız siz de bir Wednesday olabilirsiniz:

 

* Romeo ve Juliet’in en sevdiğiniz kısmı en kanlı kısmıysa. 

* Cadıları haklı buluyor ve yakılan her bir cadı için yas tutuyorsanız. Özellikle de Calpurnia Addams için.

* Şiir, resim, dansla ilgileniyor olabilirsiniz ama Bermuda Şeytan Üçgeni de ilginizi en az onlar kadar çekmiyor mu?

* Örümcekleri, onları besleyecek kadar seviyorsanız. Küçük, sekiz ayaklı, tatlı şeyler sizi!

* 6 ayak parmağınız varsa. 

 

Nancy Downs:
Garip tipler biziz, bayım!

Nancy Downs ve kovanı için büyü vakti! 

Herkese nefretle bakması, kariyerinden çok büyücülüğe özenmesi, okültizmle bu denli haşır neşir olması onu iyi bir kız yapmıyor belki ama iyi bir cadı yapıyor. (Karakterinin iyi olmasından bahsetmiyoruz tabii.) En büyük arzusu Manon’un onu güçlerle donatması. Mesela zengin olmak, yerden yükselmek ya da suyun üstünde yürümek gibi. (Bu yetenek sadece onda ve İsa’da olacak çünkü.) Nancy alkolik üvey babası ve sorumsuz annesinden kaçıyor aslında. Bunun için kendi çetesini kuruyor, tek eksikle. Sarah’nın gelmesiyle o eksik de tamamlanıyor. Artık tanrıça ritüellerine başlayabilir ve 4 elementi oluşturabilirler. Nancy tabii ki hava olacak. Ve kutsal hayvanı da yılan… 

 “Sürüngen çok güçlü bir varlıktır. Ona saygı göstermelisin.”
 Nancy pörtlek gözleri, metalik choker’ları, deri montları ve agresif tavırlarıyla tam bir kötü cadı. Bir ara okuldaki Chris’le arasında bir şeyler oluyor ama arkasından “sürtük” diye laflar yayınca bazı erkeklerin ne mal olduklarını anlıyor. Birçok kadının cadı olarak doğma hikayesi böyle başlamaz mı zaten? O ve ekibi klasik kız arkadaşlardan biraz farklı. Alışveriş anlayışları büyü dükkanına gitmek, pijama partisi anlayışları pratik yapmak. Ruhlar hakkında konuşarak dedikodu yapmak da var. Dedikodu anlayışları da bir acayip yani. Kural şu ki, ne yaparlarsa yapsınlar, hep beraber yapmalılar. Eski inançlarda, bir cadı kovanına ihanet ederse öldürülürdü çünkü. 
 

1996 yapımı “The Craft”ın baş cadısı Nancy Downs, Fairuza Balk’ın bedeninde hayat buluyor. Balk gerçek hayatta da bir Wiccan olduğu için bu rol onu hiç zorlamamış. Zaten film esnasında da gerçek bir cadıdan, Pat Devin’den (Dianic Elder Priestess) yardım alınmış. Devin, Amerika’nın en geniş ve en eski Pagan Federasyonu Covenant of the Goddess’ın bir üyesi. Cadı altarı, şarap ve kan ayini, doğa ananın onları kelebeklerle karşılayışı, ay ritüeli gibi birçok sahnede onun parmağı daha doğrusu tılsımı var. Fakat Wicca’lara saygı açısından filmde hiçbir gerçek büyü kullanılmamış. Manon ismi de tamamen uydurma. 

 “Kız kardeşlerimden içiyorum ve kendime Manon’un tüm gücünü alıyorum. Kutsanalım!”
 

Nancy’nin sonu her yerde böcek görüp delirmek olsa da, Balk birçok sahne için sık sık uğradığı Hollywood’daki en eski büyü dükkanı Panpipes Magickal Marketplace’i satın almış. Yani büyü gerçek hayatta da devam etmiş. Hem onun için hem de tüm modern cadılar için…  

Büyü dükkanı sahibi Lirio’dan birkaç bilge sözle bitirelim:

 
 
* Bir şeyi büyüyle serbest bırakırsan, artık dönüşü yoktur. Yolunda akar gider. 
* Acıya hüküm vermek kimseye düşmez.
* Gerçek büyü ne siyahtır ne de beyazdır, ikisidir. Çünkü doğa ikisidir, şefkatli ve zalim. Hepsi de aynı anda. İyilik ve kötülük sadece cadının kalbinde vardır. Hayat kendi dengesini muhafaza eder.
* Dışarı ne verirsen, üç mislini geri alırsın. 
* Senin içinde muazzam bir güç var. Bundan korkmamalısın. 

Write a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Share